Özel: MHP Sinan Ateş cinayetinde sınıfta kaldı

CHP Lideri Özel, silahlı saldırıya uğrayarak hayatını kaybeden eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş cinayetine ilişkin MHP'nin sınıfta kaldığını belirterek "Burada eğer gerçekten kanunlara saygılı bir siyasi partiyseniz ve hukuku savunuyorsanız, yaşam hakkını savunuyorsanız nereye giderse gitsin kimseye bir koruma kalkanını almaksızın, bu işin ucu kime giderse gitsin dersiniz suçlular bedelini öder" dedi

Özel: MHP Sinan Ateş cinayetinde sınıfta kaldı
Son Güncelleme: 15 Haziran 2024 Cumartesi 12:43
15 Haziran 2024 Cumartesi 12:41

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara'da suikaste uğraması sonucu hayatını kaybeden eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş cinayetine ilişkin açıklamalarda bulundu. Cinayetle ilgili MHP'nin sınıfta kaldığını söyleyen Özel, "Burada eğer gerçekten kanunlara saygılı bir siyasi partiyseniz ve hukuku savunuyorsanız, yaşam hakkını savunuyorsanız nereye giderse gitsin kimseye bir koruma kalkanını almaksızın, bu işin ucu kime giderse gitsin dersiniz suçlular bedelini öder" dedi. Özel, Sinan Ateş cinayetiyle ilgili "Hukuki de değil insani de değil ahlaki de değil." değerlendirmesini yaptı.

CHP lideri Özel, T24’ten Murat Sabuncu’nun sorularını yanıtladı. Özel’in yanıtladığı bazı sorular şöyle:

‘İNSANLAR BİZDEN ŞUNU DUYMAK İSTİYOR, BUNLAR BU ÜLKEYİ YÖNETEBİLİR Mİ?’

-Türkiye’nin bir sistem bir rejim sorunu olduğunu düşünüyor musunuz?

Bir referandum, iki seçim geçti üstünden ve mesele rejim tartışması üzerinden gidiyor. Evet her seçim referandum niteliğinde oluyor ama üçtür kaybediyoruz. Çünkü insanlar, seçmen, siyasiler kadar veya siyaseti yakından takip eden insanlar ve gazeteciler kadar rejimin adıyla, adının ne konduğuyla değil o rejimin cebine ne koyduğuyla ilgileniyor. Bakın şöyle bir sorun var, mesela biz geçen seçimde çok önemli bir iş yaptık. Altı siyasi parti 2300 maddede ortak mutabakat yapıldı. Güçlendirilmiş parlamenter sistem öne çıkartıldı. Ki bana sorduğunuzda yönetim şekli ne olsun diye yine onu söylerim. İktidar olduğumuzda da onu hayata geçirmek için her türlü adımı atacağız parlamenter sistem için. Ama şöyle bir şey var, geçen dönemki hatamız şuydu, 2300 maddenin içinde tarım vardı, eğitim vardı, dış politika vardı, ekonomi vardı, kültür sanat vardı her şey vardı ama tartışma sadece yönetim şekline sıkıştı. Ve sanki 10 ay boyunca 12 ay boyunca da bu sürekli yapılan toplantılarla görüşülünce ‘bunlar bundan başka bir şeyden anlamıyorlar, bana ne ondan ben ürünümün para edip etmeyeceğine bakarım’ dendi. Aslında orada o konular da vardı ama anlatamadık. Yani çok geniş bir çalışmanın sadece güçlendirilmiş parlamenter sistem iletişimi yapıldığı için, diğer tarafta eksik kalındığı için birazcık da oyuna gelindiği için böyle oldu. Yani sadece o tartışılsın istediler. Ben kendi kendime ‘biz bu seçimi niye kaybettik diye çözümlediğimde’ üç- dört husustan birisi oydu ve o yüzden de ben meseleyi sadece buraya sıkıştırmak istemiyorum. İnsanlar bizden şunu duymak istiyor, bunlar bu ülkeyi yönetebilir mi? Yönetebilirlerse hem şeklen hem içerik olarak buna uygunlar mı? O yüzden de örneğin ülkenin birinci partisi olmuş bir partinin genel başkanı diğer liderlerle konuşmadığında vatandaş diyor ki “Bu Putin’le nasıl konuşacak, Biden’ın karşısına nasıl geçecek?” diyor. O yüzden bunu da insanlara göstermek lazım. Diğer taraftan da çok net bir şekilde meseleyi “Aman meşrulaştırmayın, temas etmeyin” diye kategorize edince medyanın büyük kısmında hiçbir görünürlüğünüz olmuyor.

‘HEM ÜLKEYİ İYİ YÖNETECEĞİZ HEM DE GÜÇLENDİRİLMİŞ PARLAMENTER SİSTEMİNİ GETİRECEĞİZ’

Hatta sizi şeytanlaşıyorlar ve herkesin en çok itiraz ettiği parti oluyorsunuz. Bakın CHP’nin en büyük başarısı, 31 Mart’ta elde ettiği 47 yıllık başarı kadar önemsediğim başka bir başarı, altı ayın sonunda CHP en çok itiraz edilen partiden en az itiraz edilen partiye döndü. Yani ‘kimi istemezsiniz’ de en az itiraz edilen parti. Aslında biz iyi insanlarız, liyakatli insanlarız, çalışkan insanlarız, dürüst insanlarız ama böyle olduğumuzu kendi seçmenimiz dışındakilere gösteremiyoruz. Bu süreçteki diyalog zemini kendi seçmenimiz dışındakilere de kendimizi anlatabilme imkânı verdi. O da önemli ve ben meseleyi şöyle görüyorum: Rejim meşru değil diyerek dağ dağa küsmüş dağın haberi olmamış şekilde seçim kaybetmeye devam edebiliriz. Önce seçimi kazanacağız. Bunu toplumun kırılgan kesimlerine, yoksullarına, işsizlerine, işçilerine, asgari ücretlilerine, çiftçisine, esnafına sahip çıkarak yapacağız. Sonra geldiğimizde hem ülkeyi iyi yöneteceğiz hem de yönetim şekli olarak da güçlendirilmiş parlamenter sistemini getireceğiz. Ya da cumhurbaşkanını halk tarafından seçmeye devam edeceksek bunun adını başka isimler de veriliyor biliyorsunuz tanımlayacağız. Ama güçlü bir parlamentoyu ve kuvvetler ayrılığını mutlaka hayata geçirmemiz gerekiyor. Ben mutlaka bakanların meclisten çıkmaları gerektiğini düşünüyorum. İstisnai dışarıdan atama olabilir tabii.

‘ŞU ANDA TÜRKLER İÇİN DE BİR NORMALLEŞME YOK KÜRTLER İÇİN DE BİR NORMALLEŞME YOK’

- Özgür Bey; Kobani davası, orada çıkan cezalar arkasından Hakkari’ye kayyım… Tüm bunlar “Normalleşme Kürtleri kapsıyor mu?” diye düşündürüyor. Ne dersiniz bu konuda?

Şu anda normalleşme kimseyi kapsamıyor ki. Yani şu anda normalleşme bir tek ileri yaşlarından dolayı adli tıp raporları bir yıldır bekleyen 28 Şubat generallerini kapsadı. Onun dışında bir de Cumhuriyet Halk Partisi’nin gölge bakanları Ak Parti’nin bakanlarıyla şimdiye kadar 4-5 randevuda buluştu, önemli konularda bilgi alıyoruz ve kendi siyasetimizi ona göre şekillendirme noktasında daha yakından takip etme imkânı buluyoruz. Bir de Sinan Ateş’in eşinin randevusu. Bunun dışında ne normalleşmesi? Mesela Gezi mi normalleşmiş? Yani Anayasa Mahkemesi ya da AİHM kararları mı uygulanmış? Ekonomi mi normalleşmiş? ODTÜ’nün festivali, liselerin mezuniyet törenleri mi normalleşmiş? Yani şu anda Türkler için de bir normalleşme yok Kürtler için de bir normalleşme yok. Normalleşme bizim iyi niyetli çabalarımızdan ibaret şu anda.

‘DİYARBAKIR’DAKİLER SEÇEMİYOR. SEÇERSE KAYYUM ATANIYOR’

Bir de karşılıklı yıllardır yapılmayan görüşmeler bir gidiş bir geliş yapıldı. Benim anladığım normalleşme bu değil. Onu açık söylemek lazım. Ama şöyle bir şeyi de doğru bulmam, izin vermem yani, Türklerle ilgili konularda demokratik kazanımlar elde edilip Kürtler bunun dışında bırakılmaya kalkarsa buna en çok ben itiraz ederim. Yani normalleşme olacaksa hatta en çok dezavantajlılar için olacak. Yani en yoksullar için olacak, en mağdurlar için olacak. Bu ülkede demokratik açıdan en büyük mağduriyeti yaşayanlar Kürtler. Ben şöyle söyleyeyim, Manisa’dakiler belediye başkanı seçebiliyor. Osmaniye’dekiler seçebiliyor, Rize’dekiler seçebiliyor ama Diyarbakır’dakiler seçemiyor. Seçerse kayyum atanıyor mesela veya Hakkari’dekiler. Geçen dönem neredeyse HDP’nin bütün belediyelerine kayyum atandı. Normalleşme başlayacaksa kayyum siyasetinin terk edilmesiyle başlamalı Kürtlerin nezdinde.

‘DEMİRTAŞ İLE BİR ÇALIŞMA TOPLANTISI YAPMAK İSTİYORUM’

- Bir ara sizin Edirne Cezaevi’nde Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edeceğinize dair haberler çıktı. Gerçekleşecek mi bu?

Uygun bir zamanda ziyaret edeceğim. Onu doğru bir zaman, doğru bir zeminde yapmak istiyorum. Çok faydalı bir ziyaret olarak, sembolik değil de adeta bir çalışma toplantısı olarak Sayın Demirtaş’la bunu yapmak istiyorum. Ziyaret edeceğim ama henüz takvimlendirdiğimiz, kararlaştırdığımız bir tarih yok.

‘HAKKARİ’Yİ HEPİMİZ TAKİPTE KALACAĞIZ’

- Tekrar kayyum konusuna dönecek olursak… Hakkari’deki kayyuma tepki verdiniz. Oraya gidip alanda bir çalışma yapma fikriniz var mı?

İlk günden beri çok kuvvetli ekiple oradaydık, tepkimizi de söyledik. Ben bayramdan sonra Diyarbakır ve Mardin ziyareti yapmayı düşünüyorum. Ahmet Türk geldi benim çayımı içti onun bir çayını içmek isterim. İlk kez Hasankeyf’i aldık CHP olarak. Hasankeyf’i ziyaret etmek istiyorum zaten bekliyorlar. Diyarbakır’da temaslarda bulunup, Hasankeyf Belediyesi’ni ziyaret edip Mardin’de de Ahmet Türk’ün bir kahvesini içmeyi düşünüyorum. Kayyum dayanışmasının biraz daha proaktif bir mesele olabileceğini düşünüyor, istiyorum. Orada bazı mesajlar verebilirim kendi adıma. Hakkari’de ihtiyaç duyulduğu anda arkadaşlarımız zaten hep takipte ve hepimiz takipte kalacağız.

‘SİNAN ATEŞ İDDİANAMESİ HUKUKİ DE DEĞİL İNSANİ DE DEĞİL AHLAKİ DE DEĞİL’

- Sayın Özel; Sinan Ateş cinayetinin peşini CHP hiç bırakmadı. Eşi ile gecikmeli olarak Cumhurbaşkanı da görüştü. İddianamesinden konuyu takip eden yargı mensuplarının durumuna siyasi müdahalelerin olduğu açık. Cumhur İttifakı ortaklarının birbirlerine karşı bu durumu manevra alanı olarak kullandıkları da görülüyor. Nasıl yorumluyorsunuz?

Bunun kabul edilebilir, hazmedilebilir bir tarafı yok. Yani bir hukuk devletinde bir siyasi cinayet işlenecek. O cinayet belli bir yere kadar gidecek ama bazı siyasilere dokununca duracak. Hatta iddianamesi için seçimlerin geçmesini bekleyecek. Sonra iddianame çıkacak. İddianamede de dağ fare doğuracak. Emin olun Murat Sabuncu iddianameyi bekliyordu gazeteci olarak; “Bakalım neler öğreneceğiz” diye bilmediğimiz. Ama Murat Sabuncu o iddianameyi yazsaydı daha kuvvetli bir iddianame hazırlardı. Bir gazetecinin bildiklerinin, toplumun açık kaynaklardan edinilen bilginin gerisinde bir iddianame çıktı ortaya. O yüzden bu hukuki de değil insani de değil ahlaki de değil. Yani sadece siyaseten bunu eleştirmek doğru değil.

‘MHP SINIFTA KALDI’

Ben Sinan Ateş’in eşi Ayşe Hanım’la yaptığım her görüşmede şunu söylemişimdir, bunu siyasi olarak kullanmaktan korkarım, endişe ederim. Çünkü bunun sizi zora sokacağını düşünürüm. Sınırları siz belirleyin. İddianame çıkana kadar Ayşe Hanım ile insani bir ilişkimiz vardı ama iddianame çıktığı gün Ayşe Hanım’da bıçağın kemiğe dayandığını gördüm. Geldi dedi ki ‘Özgür Bey bugüne kadar çok anlayış gösterdiniz, bizi hiç zorlamadınız bizim istediğimiz kadar konuşup siyaset yapmadınız ama ben bu iddianamede o çok iyi bildiğim birilerinin isimleri yer almayınca çıldırdım artık, Allah aşkına evlatlarıma sahip çıkın. İstediğinizi söyleyin’ dedi. ‘İstediğinizi konuşun artık’ dedi. Biz yine de dikkatli bir dil kullanmaya özen gösteriyoruz ama geçtiğimiz günlerde de iki çocuğunu aldı geldi. Sonra dedi ki ‘bana cumhurbaşkanı randevu vermişti veriyordu ama bir müdahale oldu iptal edildi’. Biz de tekrar devreye girdik ve bir hatırlatmada da bulunduk ve zaten Ak Parti tarafı da planlayacak birkaç gün içinde dediler. Sonra da benimle görüştüğü gün benden çıkınca Sayın Ayşe Ateş’i kabul etti Cumhurbaşkanı. Şimdi burada bence bir kere bu işte MHP sınıfta kaldı. Neden kaldı? Hani diyelim ki olmaz da her partinin başına şu gelebilir, bir suç işlenebilir. O suçun mağduru kendi partinden biri olabilir. Failleri de kendi partinden olabilir. Bu suç yönetim kademelerine de uzanabilir. Burada eğer gerçekten kanunlara saygılı bir siyasi partiyseniz ve hukuku savunuyorsanız, yaşam hakkını savunuyorsanız nereye giderse gitsin kimseye bir koruma kalkanını almaksızın, bu işin ucu kime giderse gitsin dersiniz suçlular bedelini öder. Belki partiniz de başta bir bedel öder ama sonra kamuoyu ve vicdan sizin hakkınızı teslim eder.

‘İDDİANAMEDEN İSİMLER ÇIKARILIYOR, SAVCI BİR YÖNETİCİ TARAFINDAN TEHDİT EDİLİYOR’

MHP bence bu konuda şu ana kadar hiç iyi bir sınav vermedi ve Ayşe Ateş’in isyanı da ona. Suçlular gizleniyor, iddianameden isimler çıkarılıyor, savcı bir yönetici tarafından tehdit ediliyor ve bu vicdanları yaralıyor. AK Parti de bu süreçte sınıfta kaldı diyemem ama bugüne kadarki performansıyla o da bu sınavı geçemeyecek gibi görünüyordu ta ki Ayşe Ateş’e randevu verene kadar cumhurbaşkanı. Onlarda da iddianame gecikti, savcı değişti falan birçok şey oldu. Hatta çıkan iddianameyi Adalet Bakanı sahiplendi, iddianameyi savundu falan lüzum yoktu.

‘MAŞAYI TUTAN EL, O ELİ KOMUTA EDEN BEYİN CEZALANDIRILMIYOR’

Ayşe Ateş’e randevu verilmesi bir paradigma değişikliği, bir kırılma mı, yoksa sadece bir makyaj mı çirkinlikleri örtmek için? Bunu göreceğiz. Sırf randevu vermekle, çocuklarla resim çektirmekle kalınır yargının suçluları bulması için her türlü imkân yargıya tanınmaz ve baskılar sürerse AKP de burada sınıfta kalır. Ne kadar ölçüyorlar, farkındalar bilmiyorum ama toplum vicdanında çok önemli bir yeri var bu meselenin ve çok ağır bir bedel ödeyebilir her iki parti de bununla ilgili. Zaten 31 Mart’ta elde ettikleri sonucu analiz ederken ben olsam Sinan Ateş meselesini de işin bir tarafına koyardım. Ayşe Ateş geçen gün dedi ki, “Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu’na ağır laflar etmişti Sinan ama biz şimdi görüyoruz ki dost bildiklerimiz düşman, düşman bildiklerimiz dostmuş”… Bu başlı başına bir paradigma değişikliği ve bu acılı hanımefendinin iyi niyetinden kimsenin şüphesi yok. İddianameyi görene kadar da bağrına taş bastı. Deyim yerindeyse yalvardı bir an önce iddianame çıksın, suçlular cezalandırılsın diye ama gördü ki sadece maşalar cezalandırılıyor. Maşayı tutan el, o eli komuta eden beyin cezalandırılmıyor. Sinan Ateş’in kanını yerde bırakırlarsa, millet bunu onların yanına bırakmayacak, ben onu görüyorum.

- Devlet Bahçeli’nin ‘yumuşama-normalleşme üzerine yayınladığı’ metin. Size AKP ile beraberlik öneren, ‘ben çekileyim gerekirse’ diyen. Metni nasıl okuyorsunuz?

Tek bir metin yok orada. Orada iç içe geçmiş beş-altı tane metin var. Orada aynı anda hem tehdit var hem sadakat var hem strateji var hem sitem var. Hem de kendisi üzerinden bir sınırsız kredi tahsisiyle ne olursa olsun arkandayım deyip olası bir dışarıda kalma durumunda geri dönüşün veya her halükârda bir destek verme taahhüdüyle hep meselenin sadece AK Parti’nin siyasi duruşu, yapısıyla ilgili değil; Türkiye siyasetini kurgulayan bir başka aklın da verdiği bir görevin de ifadesi ve itirafı var. O yüzden, yani bir kısmına bakarsan tehdit ediyor, bir kısmına bakarsan sitem ediyor, bir kısmına bakarsan bir şey teklif ediyor, bir kısmına bakarsan kırılganlığını ifade ediyor falan ama bir kısmında da “Sen istesen de ben senden ayrılmam, sonuna kadar seni desteklerim” diyor. Bunun da siyasi bir karşılığı yok. Siyasi partiler birbiriyle böyle ilişkiler kurmazlar. Demek ki başka bir büyük planın içinde, büyük bir yapının içinde bir konumda demek ki. Onun da itirafı var orada.

Bu içeriğimize de göz atabilirsiniz clear_all

Yorumlar