Muharrem Sarıkaya: İşte ABD’nin dayattığı 3 bantlı güvenlik alanı

Yazar Muharrem Sarıkaya, 7 Ağustos’ta ABD askeri heyeti ile yapılan görüşmeyi kaleme aldı.

Muharrem Sarıkaya: İşte ABD’nin dayattığı 3 bantlı güvenlik alanı
Son Güncelleme: 14 Ağustos 2019 Çarşamba 08:20
14 Ağustos 2019 Çarşamba 08:18

7 Ağustos’ta Türk heyetleri ile ABD askeri heyetleri arasında geçen görüşmeleri kaleme aldı.

Sarıkaya’nın yazısı şöyle;

“Ankara’da 7 Ağustos’ta ABD askeri heyeti ile yapılan görüşmelerde, Suriye’nin kuzeyine oluşacak güvenli bölge konusunda anlaşmaya varıldığı açıklanmıştı.

Buna karşın ardı sıra gelen açıklamalar da anlaşmaya ilişkin bir şeylerin yanlış gitmekte olduğunun işaretçisiydi.

Önce Dışişleri Bakanı’nın tepkili sözleri geldi, bunu son olarak önceki gün Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın TRT’ye demeci takip etti.

Akar, bölgede “hava kontrolü ve koordinasyonunun ve kurulacak harekat merkezinin önemine” vurgu yaparken, güvenlikli bölgenin derinliğinin müzakere masasında olduğunun işaretini de şu sözlerle verdi:

“Müşterek harekat merkezi kurulduktan sonra müttefiklik ve stratejik ortaklık ruhuna uygun bir şekilde ilerlemeyi ve ABD’li müttefiklerimizle beraber hareket etmek arzusuyla bunları söylüyoruz. Ama diğer taraftan da ister ‘B’, ister ‘C’ planı deyin eğer bunlar yürümezse kendi başımıza yapacağımız faaliyetlerimiz de hareketlerimiz de olacaktır…”

ABD'nin geri adımı

Bir yandan ABD’li 6 kişilik askeri heyet Şanlıurfa’da Müşterek Harekat Merkezi için yer bakarken, bu açıklamaların gelmesi üzerine konunun ilgili taraflarına “sorun ne?” diye sordum.

Anladım ki “Müşterek Harekat Merkezi’nin yapılanması, hava kontrolü ve koordinasyonu” konusunda her şey yolunda ilerliyor.

Ancak güvenlikli bölgenin karadan derinliği ve denetiminin nasıl olacağı konusundaki sorunlar henüz aşılmış bulunmuyor.

Her iki tarafın da aktardığına göre ABD bazı konularda ilk başlardaki katı tutumunu yumuşatmakla birlikte, güvenlikli bölgenin hangi bandının ve yerleşimlerin tam kontrolünde olacağı konusundaki katılığını koruyor.

Yumuşattığı en önemli alan ise sınırın genişliğine ve “havadan sanal güvenlikli bölge” oluşmasına ilişkin...

Çünkü ABD tarafı önce 140 kilometrelik uzunlukta güvenli bölgenin oluşmasını isterken, derinlik için de 9 mil (14 km) önermişti.

Anlaşılan o ki müzakereler sonucunda ısrarından geri adım atmış ve uzunluk konusundaki tutumunu yumuşatıp, “sınırın tamamı boyunca” güvenli bölge olmasını kabul etmiş.

Merkezlerde Türk gücü olmayacak

Ancak bunun için de şartları var.

Buna göre, “yerleşim merkezlerine aynen kağıt üzerindeki Münbiç mutabakatında olduğu gibi Türk güvenlik güçlerinden hiçbiri girmeyecek...”

Sınır boyunca Kobani, Tal Abyad, Suluk, Resulayn, Derbesiyah, Kamışlı ve Kürt nüfuslu ilçeler dahil, yerleşim birimlerinin kontrolü “aktive edilebilir güvenlik (Vating) prosedür” gereği yerel sivil ve askeri konseyler veya güçler tarafından sağlanacak.

Türkiye bu yerleşim birimlerinde PKK veya diğer suç örgütleri ile ilişkili kişileri tespit ederse, merkezden çıkarılmasını sivil veya askeri konseylerde yer almamasını isteyebilecek.

ABD ayrıca Kobani, Derbesiyah gibi Kürt nüfusun çok yoğun yaşadığı bölgelere ve diğer ilçe yerleşimlerinde Türk güvenlik güçlerinin kesinlikle bulunmasını istemiyor; kırsalda kalması gerektiğini savunuyor.

Türkiye’nin olumlu bakmadığı ABD’nin plan önerisi bununla da kalmıyor, kontrolün farklı şekilde oluşacağı 5 km, 9 km ve 4 km kalınlığında üç de güvenlik bandı oluşturuyor.

Konuyla ilgili yetkilinin söylediği gibi, “5 km dışında yetkiyi paylaşmayıp tam kontrolü” elinde tutmak istiyor.

Belirsizlik devam ediyor

Ankara mutabakatı kağıt üzerinde duran Münbiç benzeri plana itirazını sürdürürken, ABD kaynakları da “henüz bir noktaya ulaşılmadığını, sürecin belirsizlikle dolu olduğunu” teyit ediyor.

ABD tarafından getirilen üç bantlı güvenlikli bölgenin yapısı da şöyle:

1-Ortak bant: Daha önce YPG ve SDG yetkililerinin de dile getirdiği gibi 5 kilometre olması istenen ilk bantta Türk ve ABD askerleri ortak devriye görevini yürütecek. YPG/PKK güçleri bu bant içinde kesinlikle yer alamayacak. Ancak kent merkezlerine ve Kürt yerleşimlerine Türk askeri de giremeyecek çevre sahada kalacak. Yerleşimlerde tam denetim ABD ve yerel sivil, askeri konseylerin elinde bulunacak. Türkiye tespit ettiği kişi varsa yerleşimden çıkarılmasını isteyecek. Bir anlamda kağıt üzerindeki Münbiç Mutabakatı burada hayata geçirilecek.

2-ABD’nin ağır silah kontrol bandı: Bölgedeki neredeyse tüm büyük yerleşim birimlerini kapsama alan beş kilometredeki Türk-ABD askeri ortak devriye alanının hemen altında, 9 kilometrelik ikinci bir bant kuruyor. ABD, “üzerinde çalışmasını sürdürdüğünü” belirttiği bu bandın tam kontrolünü elinde tutuyor, Türkiye ile ortaklaşmıyor. Bu bandın içinde ise YPG güçleri ağır silahları olmadan yer alabilecek. Ancak YPG’nin tüm ağır silahları ilk banttaki 5 kilometreyle birlikte toplamda 14 kilometreye ulaşan ikinci bandın altına inecek; 5 kilometrede hiçbir şekilde, ardından gelen 9 kilometrede ağır silahlı olarak bulunamayacak.

3-İlave 4 km daha olabilir: ABD tarafı bununla birlikte Türkiye’nin ilk adımda önerdiği, ABD Başkanı Trump tarafından da dile getirilen 32 kilometrelik güvenlikli bölgenin tamamının, Müşterek Harekat Merkezinden havadan denetimine olumlu bakıyor. Ancak 5 kilometrelik ortak devriye alanı sonrasında ağır silahlardan arındırılmış 9 kilometrelik alana 4 kilometre daha ilave edilerek toplamda 18 kilometreye kadar çıkacak ve M4 otobanının yakınına kadar ulaşacak ağır silahlardan arındırılmış ikinci bandın kontrolünü tam elinde tutma konusunda kararlı.

Havadan sanal güvenlikli bölge

Nitekim ABD’nin uluslararası ilişkiler alanındaki etkili dergisi Foreing Policy Research İnstitute Orta Doğu Direktörü Aeron Stein de bu bilgiyi paylaştı. Stein bununla kalmayıp, “Türkiye’nin önerdiği 32 km’lik bant içinde, hatta daha da ilerisinde insansız hava araçları ile sanal güvenli bölge oluşturulabileceğini, ortak harekat merkezinden Türk ve ABD güçlerinin birlikte operasyonu ile oluşacak ‘havadan sanal güvenli bölgede’ Suriye Demokratik Güçlerinin hareketlerinin anlık izlenerek gerekenin yapılması konusunda uyumun sağlanabileceğini” belirtti. Hatta ABD’nin Türkiye’yi bu konuda ikna edebilmek için ortak harekat merkezini harekete geçirmeyi hedeflediğinin de altını çizdi.

Ardı ardına Suriye zirveleri

Her iki tarafın da aktardıklarından yola çıkılırsa, Türkiye’nin beklentilerinin karşılanmadığı, ancak ABD’nin katı direnişinin de kırıldığı bir zemine ulaşıldığından söz edilebilir.

Ancak ortada kağıt üzerinde kalan Münbiç mutabakatı da varken Türkiye şu aşamada meseleyi, sadece tepki göstermekle kalmayıp, bir adım ötesine de taşıyarak Al Bab, Afrin’deki gibi güvenli bölgeyi tek taraflı kuracak.

Yerinde bulunarak da sahayı yakından izleyen ve en iyi bilenlerden ORSAM’dan Oytun Orhan da bölgedeki kent merkezlerinin yarıçaplarının bir kilometreyi geçmediğini anımsattı.

ABD’nin kent merkezlerine ve Kürt yerleşimlerine Türk botunun basmaması, kontrolün tam olarak elinde bulunması gibi şartlarının, “Ankara’yı tek taraflı güvenli bölge oluşturma kararına itebileceğini” belirtti.

Orhan, “5 km, 9 km ve ilave 4 km olarak dile getirilen üç bantlı sistemin olumsuzluklarına” da işaret etti ve “Bu kez Münbiç’e benzeyeceğini sanmıyorum, ama zorlukları da çok” dedi.

Anlaşılan o ki Suriye sahası her yeni gün yeni bir durumu da doğuracak, 11 Eylül’de Ankara’da yapılacak Putin ve Ruhani’nin katılacağı Üçlü Zirve ile BM toplantısının hemen ardından toplanması hedeflenen ABD ve Fransa liderlerinin katılacağı Dörtlü Zirve gelecekte olacaklara ışık tutacak...”  

Yorumlar