Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Gözel, kamuoyunda “Epstein belgeleri” olarak bilinen yazışmalar üzerinden Ahmet Davutoğlu’na yönelik yapılan paylaşımlara ilişkin yazılı açıklama yaptı. Gözel, belgelerdeki ifadelerin maksatlı biçimde çarpıtıldığını ve bağlamından koparıldığını vurguladı.
Gözel, bazı paylaşımların “Epstein belgelerinde Davutoğlu’nun da adı geçiyor” şeklinde yönlendirici bir üslupla yapıldığını, bunun okuyucunun bambaşka ve çirkin anlamlar çıkarmasını hedeflediğini söyledi.
“Bu mailler diplomatik olmayan bilgi notlarıdır”
Açıklamada, Epstein’e gönderilen maillerin diplomatik yazışmalar olmadığı, istihbarat ya da bilgi notu niteliğinde değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. O dönem ya da geçmişte görev yapmış birçok devlet adamı ve siyasetçinin bu tür notlarda yer aldığı hatırlatılarak, dönemin Dışişleri Bakanı olan Ahmet Davutoğlu’nun da bu kapsamda anıldığı ifade edildi.
Gözel, bu durumun Sn. Erdoğan, Sn. Ecevit, Sn. Özal ve Sn. Atatürk gibi isimler için de geçerli olduğunu belirtti.
Pritzker notları, Mavi Marmara ve Suriye başlıkları
Şu ana kadar yayımlanan belgelere açıklık getiren Gözel, milyarder Tom Pritzker’in Jeffrey Epstein’e gönderdiği 2010 tarihli notlarda, Davutoğlu ile Pritzker arasında gerçekleşen bir görüşmeden bahsedildiğini aktardı. Davutoğlu’nun bu görüşmenin bir karşılaşma sonucu ayaküstü gerçekleştiğini ve Ermeni lobisinin ABD’de “soykırım” iddialarına karşı Dışişleri Bakanlığı tarafından yürütülen süreci desteklemeye ilişkin bir içeriği olduğunu ifade ettiği belirtildi. Davutoğlu’nun Epstein ile herhangi bir görüşmesi ya da görüşme talebinin bulunmadığı da vurgulandı.
Pritzker’in bir başka notunda Davutoğlu’nu “Kissinger tarzı bir düşünür ve usta bir satranç oyuncusu” olarak tanımladığı, bu ifadeyle Davutoğlu’nun entelektüel birikimi ve diplomatik kabiliyetine dikkat çektiği aktarıldı.
Belgelerde geçen “Ehud işi tamamen batırdı” ifadesinin ise, Davutoğlu’nun Mavi Marmara saldırısında İsrail tarafının büyük bir yanlış yaptığını ifade ettiğinin aktarımı olduğu belirtildi.
Açıklamada ayrıca, 2011 tarihli ve Davutoğlu ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-mun arasında geçen telefon görüşmesini içeren bir bilgi notuna da yer verildi. Bu notta Mavi Marmara saldırısının yanı sıra Suriye ve Esad ile ilgili başlıkların bulunduğu, belgenin tam çevirisinin kamuoyuyla paylaşılacağı ifade edildi.
Gözel, söz konusu belgelerin Türkiye’nin Suriye politikasındaki ilkeli duruşunu ve Mavi Marmara saldırısı karşısında sergilenen net ve kararlı tavrı açık biçimde ortaya koyduğunu belirterek, değerlendirmeyi kamuoyunun takdirine bıraktıklarını kaydederek şu yazışmayı paylaştı:
"Çok Gizli
Genel Sekreter’in, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu ile yaptığı telefon görüşmesine ilişkin notlar
Tarih: Salı, 16 Ağustos 2011
Saat: 08.11 (New York saati)
[Aramayı Genel Sekreter başlatmıştır]
Görüşmenin Özeti:
•Dışişleri Bakanı, Genel Sekreter’i Suriye’deki durumla ilgili olarak Cumhurbaşkanı Esad ve diğer bazı hükümetlerle yaptığı görüşmeler hakkında bilgilendirmiştir.
•Dışişleri Bakanı, Genel Sekreter’den, Çarşamba günü kamuoyuna açıklanması konusunda mutabık kalınan tedbirleri duyurması için Cumhurbaşkanı Esad’ı aramasını istemiştir.
•Dışişleri Bakanı ayrıca, filoya (Mavi Marmara olayı) ilişkin olarak İsrail ile bir ay önce bir anlaşmaya varıldığını, ancak İsrail Hükümeti içindeki bazı unsurların bunu engellediğini Genel Sekreter’e bildirmiştir. Çarşamba günü yapılacak kabine toplantısında anlaşma onaylanmazsa, Palmer Raporu’nun Pazartesi günü yayımlanmasının ardından Türkiye’nin bir sonraki adımları atacağını ifade etmiştir.
Görüşmenin Ayrıntıları:
Genel Sekreter, Dışişleri Bakanı’na aramasını kabul ettiği için teşekkür etmiş, kendisinin çok yoğun olduğunu bildiğini ancak iki konu hakkında konuşmak istediğini belirtmiştir: Suriye ve filo (panel) raporu.
Suriye konusunda:
Genel Sekreter, Suriye makamlarının şiddeti durdurma yönündeki uluslararası toplum çağrılarını görmezden gelmeye devam etmesinden duyduğu endişeyi dile getirmiştir. 3 Ağustos tarihli Güvenlik Konseyi Başkanlık Açıklaması’nın ardından, Suudi Arabistan Kralı ve bölgedeki diğer devletlerden gelen sert açıklamaları not ettiğini ifade etmiştir. Bakan’ın bir önceki hafta Cumhurbaşkanı Esad ve Dışişleri Bakanı Muallim ile yaptığı kapsamlı görüşmeleri ve bir gün önce yaptığı açıklamayı büyük bir ilgiyle takip ettiğini belirtmiştir.
Genel Sekreter, bu görüşmeler hakkında daha fazla bilgi rica etmiş; Başbakan Erdoğan’ın ilerleme için 10–15 günlük bir süreden söz ettiğini hatırlatmıştır. Sahadaki durum, Suriye Hükümeti’nin düşünce yapısı ve stratejisi konusundaki değerlendirmeleri sormuştur. Ayrıca, bundan sonra atılacak adımların neler olabileceğini ve uluslararası toplumun Suriye’deki şiddeti durdurmak ve Suriye halkının meşru taleplerini karşılayacak reformları ilerletmek için ne yapabileceğini sormuştur.
Genel Sekreter, kendisinin de Cumhurbaşkanı Esad ile görüştüğünü ve bir gün önce Suriye makamlarının bir BM insani yardım ekibine erişim izni vermeyi kabul ettiğini belirtmiştir. Bu ekibin, şiddetten etkilenen tüm bölgelere erişim sağlamasını, insani ihtiyaçları değerlendirmesini ve gerekli yardımı sunabilmesini umduğunu söylemiştir. Ancak İnsan Hakları Konseyi tarafından yetkilendirilmiş olmasına rağmen insan hakları misyonunun hâlâ kabul edilmemesinden duyduğu üzüntüyü dile getirmiştir.
Buna rağmen, insan hakları ekibinin üçüncü ülkelerde mülteciler ve tanıklarla görüştüğünü ve elde edilen bulguların son derece endişe verici olduğunu, son aylardaki ihlallerin ölçeği ve niteliğinin insanlığa karşı suçlar teşkil edebileceğini göstermiştir. Genel Sekreter, kamuoyu açıklamaları ve Cumhurbaşkanı Esad ile yaptığı son telefon görüşmesinde, Suriye Hükümeti’ne güvenlik güçleri tarafından sivillere karşı işlenen tüm şiddet eylemlerinden uluslararası insan hakları hukuku uyarınca sorumlu olduğunu hatırlattığını belirtmiştir.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri’nin Perşembe günü [18 Ağustos] Güvenlik Konseyi’ne brifing vereceğini ifade etmiş; bunun ortak bir endişe konusu olduğunu ve bu nedenle Dışişleri Bakanı ile konuşmak istediğini söylemiştir.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Yanıtı:
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Genel Sekreter ile konuşmaktan memnuniyet duyduğunu ve aramasının son derece yerinde olduğunu belirtmiştir. Suriye’ye yaptığı son ziyaretten sonra kendisinin de Genel Sekreter’i aramayı planladığını söylemiştir. Genel Sekreter’in önemli bir rol oynayabileceğine inandığını, krizin giderek daha fazla uluslararasılaştığını ifade etmiştir.
Davutoğlu, Ocak ayında Başbakan ile birlikte Suriye’ye gittiklerini ve olacakları öngördüklerini hatırlatmış; Cumhurbaşkanı Esad’ı reformları uygulaması için uyardıklarını, Esad’ın kabul ettiğini ancak hiçbir şey yapmadığını söylemiştir. Nisan ayında tekrar Suriye’ye gittiğini, Esad’a derhal uygulanması gereken reformların bir listesini sunduğunu, Esad’ın bunları kabul ettiğini ve hatta kamuoyuna reformları anlatan bir konuşma yaptığını, fakat yine hiçbir şey yapmadığını belirtmiştir.
Bir önceki hafta yaptığı son ziyarette Cumhurbaşkanı Esad ile altı saat görüştüğünü, bunun üç buçuk saatinin baş başa geçtiğini ifade etmiştir. Reformların çok yavaş ilerlediğini, bunun Suriye halkında, bölgede ve uluslararası toplumda güvensizlik yarattığını Esad’a söylediğini; verilen sözlerin tutulmadığını ve artık harekete geçilmesi gerektiğini vurguladığını aktarmıştır. Bölgede ve uluslararası toplumda sabrın kalmadığını, Güvenlik Konseyi’ndeki baskının arttığını belirtmiştir.
Davutoğlu, kutsal Ramazan ayında, yoğun nüfuslu Hama kentinde askeri operasyon yapılmasının kimse tarafından anlaşılamadığını söylemiştir. Esad’ın bunu silahlı grupların polisleri öldürmesine karşılık olarak açıkladığını, ancak polisin korunmasının kabul edilebilir olmakla birlikte kullanılan yöntemlerin uygun olmadığını ifade ettiğini belirtmiştir. İnsani ve insan hakları meselelerinin artık ulusal egemenlik konusu olmadığını hatırlattığını, Hama anlatısına kimsenin inanmadığını ve güvenilirliğin ancak uluslararası bir komisyonun ülkeye girmesiyle yeniden sağlanabileceğini söylediğini aktarmıştır.
Baş başa görüşmede Esad’a iki seçenek sunduğunu ifade etmiştir:
1.Birinci seçenek: Reformların derhal açıklanması ve sıkı bir takvimle uygulanması. Türkiye’nin, şahsa değil sürece destek vermeye ve muhalefetle konuşmaya hazır olduğu.
2. İkinci seçenek: Bu şekilde devam edilmesi hâlinde, Saddam Hüseyin ve Muammer Kaddafi gibi uluslararası tecrit ile karşılaşılması.
Güvenlik Konseyi üyelerinin Türkiye’yi arayarak görüş istediğini, şu ana kadar beklemeleri yönünde telkinde bulunduklarını, ancak bunun bir sınırı olduğunu ve Türkiye’nin artık “bekleyin” demeyeceğini ifade etmiştir. Türkiye’nin sınırının hemen yanında böyle bir şiddeti tolere edemeyeceğini belirtmiştir.
Davutoğlu, Esad’ın atması gereken somut adımları sıralamıştır:
•Tankların Hama’dan çekilmesi (Esad kabul etmiştir),
•Uluslararası medyanın ülkeye alınması (Esad kabul etmiş, ancak önce Türk medyasını önermiştir).
Bu noktada Davutoğlu, Türk medyasının önce alınmasına itiraz ettiğini ve tüm uluslararası medyanın aynı anda kabul edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Ayrıca Türkiye’nin hazırlayacağı bir taslağa dayalı kapsamlı hukuki reformlar yapılmasını, yeni bir anayasa yazacak bir parlamento için seçimlere gidilmesini ve sürecin sonunda referandum yapılmasını önermiştir. Sürecin sonunda Esad’ın (mevcut diktatöryal) gücü (yeni anayasanın getireceği demokratik sisteme) bırakmaya hazır olması gerektiğini ifade etmiştir.
Esad’ın bu adımları ve zaman çizelgesini açıklayan bir konuşmayı çok kısa sürede yapması gerektiğini yinelemiştir. Esad, Baas Partisi ve muhalefetle konuşmadan önce Türkiye’nin açıklama yapmamasını istemiş, Türkiye baskısıyla reform yapıyor gibi görünmek istemediğini söylemiştir. Taraflar bu çerçevede net bir yol haritası üzerinde anlaşmıştır. Türkiye, ABD, Fransa, Rusya ve Mısır gibi ülkelere anlaşmayı bildirerek birkaç gün beklemelerini istemiştir.
İlk günlerde Esad’ın bazı adımları attığını; Hama’dan tankların çekildiğini (Türk Büyükelçisi bizzat görmüştür) ve medyanın ülkeye alındığını belirtmiştir. Bunun üzerine olumlu bir açıklama yaptığını, ancak daha sonra tankların tekrar Hama’ya girdiğine ve Lazkiye’de daha da kötü bir operasyon başlatıldığına dair haberler aldıklarını söylemiştir.
ABD Dışişleri Bakanı Clinton ve Başkan Obama’nın, Obama’nın Perşembe günü Esad’ın gitmesi çağrısı yapacağı bir konuşma hazırlığında olduğunu Türkiye’ye bildirdiğini aktarmıştır. Başbakan Erdoğan’ın Esad’ı arayarak endişelerini dile getirdiğini ve konuşmasını hızlandırmasını istediğini, Esad’ın Perşembe günü Baas ile görüşüp Pazar günü konuşma yapacağını söylediğini belirtmiştir. Ancak Erdoğan’ın Pazar’ın çok geç olduğunu, Obama’nın konuşmasından sonra Esad’ın inandırıcılığı kalmayacağını söylediğini aktarmıştır.
Davutoğlu, Genel Sekreter’in Esad’ı arayarak Çarşamba günü konuşma yapmasını teşvik etmesinin çok yararlı olacağını ifade etmiştir. Eğer Esad konuşmayı yapmaz ve yol haritasını uygulamazsa Türkiye’nin artık sessiz kalmayacağını, uluslararası toplumun güvenilirliğinin ve Suriye halkının hayatının söz konusu olduğunu söylemiştir.
İnsan hakları durumunun ülke genelinde çok ciddi olduğunu, Türkiye’nin mülteci kamplarına BM heyetinin girmesine izin vereceğini (başka kimseye izin verilmediğini) belirtmiştir.
Filo (Mavi Marmara) Konusu:
Genel Sekreter, 31 Mayıs 2010 olayına ilişkin Panel Raporu’nun 22 Ağustos’ta kendisine sunulacağını hatırlatmış; bir yıldır çözüm için çalıştığını ve anlaşma umuduyla raporu iki kez ertelediğini söylemiştir. Bölgesel koşullar dikkate alındığında Türkiye–İsrail ilişkilerinin kurtarılmasının hayati olduğunu vurgulamış ve ilişkilerin tamamen normalleşmesini arzu ettiğini ifade etmiştir.
Dışişleri Bakanı, Genel Sekreter’in çabalarına teşekkür etmiş; İsrail ile bir ay önce anlaşmaya varıldığını ancak İsrail Hükümeti içinde engellendiğini belirtmiştir. Netanyahu’nun Erdoğan’ı arayarak Çarşamba günü kabine toplantısı yapılacağını söylediğini aktarmıştır.
Türkiye’nin tutumunun net olduğunu söylemiştir:
•İsrail özür diler (ablukayı kaldırır) ve tazminat öderse, Türkiye büyükelçisini geri gönderecek ve konu kapanacaktır.
•Aksi hâlde, ablukayı Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) dava edeceklerini, mağdurları dünya genelinde destekleyeceklerini, Tel Aviv Büyükelçiliğini kapatacaklarını ve donanmayı Akdeniz’e göndereceklerini ifade etmiştir.
ABD Dışişleri Bakanı ve Başkan’ın İsrail’i ikna etmeye çalıştığını belirtmiştir.
Genel Sekreter, bu adımların gerekli olmamasını umduğunu söylemiş; Davutoğlu ise Türkiye’nin vatandaşlarının öldürülmesini kabul edemeyeceğini, uluslararası toplumun zayıf kaldığını, Türkiye’nin ise zayıf olmadığını göstereceğini ifade etmiştir. Palmer Raporu yayımlandığında Türkiye’nin bir sonraki adımları atacağını söylemiştir.
Genel Sekreter, Panel’in kurulmasının dahi zor olduğunu ve içeriğine müdahalesi olmadığını belirtmiştir. Davutoğlu, Palmer Raporu ablukayı hukuki bulursa dahi Türkiye’nin UAD’ye gideceğini ifade etmiştir. Genel Sekreter, en önemli hususun Türkiye–İsrail ilişkilerinin iyileştirilmesi olduğunu vurgulayarak görüşmeyi sonlandırmıştır.
(Görüşme saat 08.52’de sona ermiştir)
Astrid Melchner
16 Ağustos 2011
Independent Türkçe
insert_photo
insert_photo
insert_photo
Yorumlar