MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu.
İşte Bahçeli'nin konuşmasının satır başları;
Haftalık olan Meclis Grup Toplantımızın başında, muteber heyetinizi kemal-i hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefleri çerçevesinde bir yandan atılan kararlı adımları, diğer yandan da bozucu tesirleri ve bozguncu tertipleri dikkatle yorumladık. Yıkımı ve yıkıcılığı tercih eden Siyonist emperyalizmin yoz ve yeminli işbirlikçilerini, bunların şiddet ve şekavetle yazılmış husumet senaryolarını gözden geçirerek temkinli ve tedbirli siyasi duruşumuzu teyit ettik.
"SÜREÇ BASİT OYUNLARA KURBAN VERİLMEYECEK"
Memnuniyetle ifade etmeliyim ki Milliyetçi Hareket Partisi; huzurlu, güvenli, millî birlik ve bütünlüğü çelikleşmiş, barış ve refahla çatısı örülmüş bir Türkiye’yi, Cumhur İttifakı’nın ortak akıl ve ahlaki yapısıyla hayata geçirmenin sonsuz amaç ve azmindedir. Bu soylu amaç ve azim, ucuz hesaplara ve basit oyunlara kurban verilmeyecek kadar hayati, hakikatli ve haysiyetlidir.
"YPG YUVALANDIĞI YERLERDEN SÖKÜLDÜ"
Bölgesel ve küresel gelişmelerin baş döndüren hız ve değişimi hepimizin gözü önünde cereyan etmektedir. Evvel emirde yapacağımız her değerlendirmenin ağırlık merkezinin Türkiye olması mecburiyetindedir çünkü politik kavrayışımızın ve fikir kuvvetimizin kaynak ve hareket üssü, başkent Ankara’nın tarihî, siyasî ve gelecek vizyonuyla sınırlıdır. Pergelin sabit ucunu Ankara’ya koyarak, hareketli ucuyla da dünyayı, yaşanan hadiseleri ve hayatın derinliğini, kuvvetli akışını 360 derecelik açıyla analiz ve takip etmek durumundayız. Bunu yaparken siyaset felsefesinde izleyeceğimiz usul ve yöntem ise tümevarım yönteminden başkası değildir. Görüş menzilimizin etki ve temas alanını kademe kademe merkezden çevreye, Ankara’dan kürenin her noktasına ulaştıracak çoklu mekanizma ve ufuk derinliğine sahip olmaktan başka, akla, mantığa ve tarihsel müktesebata muvafık bir çare yoktur.
Önce Suriye’de şekillenen ve somut bir içerik kazanan siyasî tabloyu değerlendirmek, bunun sonuçları hakkında mütalaada bulunmak lazımdır. Malumunuz olduğu üzere SDG ve YPG, yuvalandığı sahalardan Suriye ordusunun müessir mücadele yeteneğiyle sökülmüş, nihayet Fırat’ın batısından sürülüp çıkarılmıştır. Halep’in yanı sıra Rakka ve Deyrizor esaret, baskı, dayatma ve işgalden kurtarılmıştır. 10 Mart mutabakatına direnç gösteren, her fırsatta ayak sürüyen, dış tesirlilerle masayı ve müzakere ortamını sabote eden SDG ve YPG, kapsamlı bir süpürme harekâtıyla tutulduğu alanlardan zora ve silaha dayalı olarak defedilmiştir. Son gelişmeler hem Suriye hem de bölge ülkeleri ve Türkiye’miz adına son derece müsbet ve kayda değerdir.
"SURİYE’DE YENİ BİR SİYASÎ VE TOPLUMSAL YAPI KURULMAKTADIR"
Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerine suikast üstüne suikast düzenleyen SDG ve YPG’nin, 27 Şubat İmralı çağrısına muhalif ve mukayyet hareket ettiği açıktır. Gerçekten de Suriye’de tezahür eden SDG-YPG provokasyonlarını, 27 Şubat barış ve demokratik toplum sürecini baltalama girişimi olarak gören ve gösteren bizzat PKK’nın kurucu önderliğidir. Suriye’de yeni bir siyasî ve toplumsal yapı kurulmaktadır; sıkıyı görünce teslim bayrağını çeken SDG ve YPG’nin, Şam yönetimi ile 14 maddelik ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını imzalamak durumunda kalması oldukça anlamlı ve hayırlı bir sonuçtur. Suriye’de Arap aşiretlerinin, Kürtlerin, Türkmenlerin ve diğer etnik grupların bir ve kardeşçe yaşamak dışında arayışları ve arzuları yoktur.
"KÜRT KARDEŞLERİMİZ BAŞKADIR, SDG-YPG BAŞKADIR"
Özellikle Rakka ve Deyrizor’da ayağa kalkan Arap aşiretleri, Şam yönetimiyle el ele vermiş, SDG-YPG terörüne karşı olağanüstü bir mücadele sergilemişlerdir. Şunu tekrar açıklamak lazımdır ki Kürt kardeşlerimiz başkadır, SDG-YPG başkadır; SDG-YPG bir terör örgütüdür ve Kürt kardeşlerimizi temsil etmesi, onlar adına söz ve hak iddiasında bulunması kuyruklu bir yalan, A’dan Z’ye hayal mahsulüdür. 18 Ocak 2026 Pazar günü Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara’ın yayımladığı kararname ve Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin yapmış olduğum yazılı değerlendirmede her mesele enine boyuna yorumlanmıştır. Bir kez daha ve özetle ifade edecek olursam, Milliyetçi Hareket Partisi olarak yeni Suriye’de kapsayıcı, kucaklayıcı, uzlaşmacı; tüm etnik ve dinî unsurları Suriye’nin ortak geleceğinde buluşturan, Suriye vatandaşlığında bütünleştiren; demokratik, istikrarlı, temsil adaletine ve serbest seçimlere dayalı, temel hak ve hürriyetlerin korunmasını esas alan bir anlayışla anayasa yapılmasını önermiştik.
16 Ocak 2026 tarihinde Suriye Cumhurbaşkanı’nın anayasal beyanname hükümlerine dayanarak, yüksek ulusal menfaatlerin gereklilikleri uyarınca devletin ulusal birliğini güçlendirme, tüm Suriyeli vatandaşlar için kültürel ve sivil hakları tanıma konusundaki rol ve sorumluluğuna binaen yayımladığı 2026/13 sayılı kararname, düşüncelerimize ve önerilerimize uygun bir içeriğe sahiptir. Bize göre mezkur kararname isabetli ve anlamlı olup, Suriye’de birlik ve bütünlüğü tahkim etme yönünde doğru zamanda atılmış önemli bir adımdır. Tekraren vurgulamak isterim ki Suriye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü esasına dayalı üniter bir yapının tesis edilmesi gerekmekte; konfederasyon, federasyon gibi eski çatışma hatlarını ve terörist faaliyetleri yeniden canlandırabilecek tartışmalar gündeme getirilmemelidir.
Suriye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin eşit hak ve özgürlüklere sahip olması, etnik ya da dinî farklılıkların devlet nezdinde hiçbir önem arz etmemesi çok mühimdir. En önemli ortak paydanın Suriye vatandaşlığı olacağı hususunda tüm sosyal kesimlere güvence verilmelidir. Suriye’de hiçbir kesim, hiçbir etnik veya mezhebî grup dışarıda bırakılmamalı, mağdur edilmemeli, yok sayılmamalıdır; tek bayrak, tek devlet, tek ordu anlayışıyla egemen eşitliği her karış toprağında tesis edilmiş Suriye Cumhuriyeti Devleti, bölgesel istikrar ve barışa çok değerli katkılar verecektir.
CHP'YE SERT TEPKİ
CHP'nin işi gücü istismar ve inkardır. CHP'nin meşgalesi her milli meseleyi bağlamından koparmak, ülkemizi ve Türk dünyasını ilgilendiren gelişmelere yabancı durmak ve uzaktan bakmaktır. CHP'nin muhalif siyaseti Türkiye'ye karşı kurgulanmıştır.
"EMEKLİLERİMİZİN YANINDAYIZ"
Geçen haftaki konuşmamda en düşük emekli maaşı olan kardeşlerimizin sefalet ücreti değil en azından insanca yaşayabilecekleri bir seviyeye taşınmasını gündeme getirmiştim. Sözlerimizin sonuna kadar arkasında ve emeklilerimizin yanındayız. Biz ne söylemişsek onu yapar ne yapmışsak onu anlatır ve sahipleniriz. CHP'nin iç çekişmelerine, yolsuzluk ve rüşvet çarkına, uyuşturucu ve kumar alemlerine akan kaynaklarına ve sorunlu siyasetine aklımız ermez, bilgimiz yetmez. Zira bizim aklımızda da fikrimizde de hep Türkiye vardır, Türk milleti vardır.
Milliyetçi Hareket Partisi Cumhur İttifakı ortağıdır ama iktidar ortağı değildir. İttifak ortağı olarak Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin iyi niyetle, Türkiye’nin kalkınması ve milletimizin huzur ile refahı için bütçe imkânları doğrultusunda aldığı kararlara destek olmak siyasi ahlakımızın gereğidir ve biz bunu yapıyoruz. Boş işlerle uğraşmıyor, teneke gürültüsüne ve tencere gürültüsüne kulak asmıyoruz; köklü bir siyasi parti olarak ekonomik ve sosyal meselelere kafa yoruyoruz.
"AYAK OYUNLARINIZA KANMAYIZ"
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in emeklilerle ilgili değerlendirmeleri diline dolaması ve istismara kalkışması, kendisini bir kez daha boşa düşürmüştür. En son Hatay’da yaptığı konuşmayla Cumhur İttifakı’nın içine fitne sokmak, emeklilerimiz üzerinde fitne düzeneği kurmak istemiştir. Şayet verdikleri önergelerine destek vermezsek bizi emeklilere sahip çıkmamakla suçlayacaklarmış; bu tatlı su kurnazına diyorum ki geçiniz bunları, sizin önergenize destek olmayız, ayak oyunlarınıza kanmayız, hiç de güzel taktiklerinize pabuç bırakmayız.
Varsa Türkiye’nin meselelerini çözmeye yönelik çalışmalarınızı paylaşın da görelim; biz havanda su dövmeyiz, bulanık suda balık avlamayız, çölde deve izi saymayız. İmkânlar arttıkça emeklilerimizin durumu da iyileşecektir; inanıyoruz ki millî birlik ve beraberlikle yarınlarımız bugünden çok daha güçlü ve çok daha müreffeh olacaktır. CHP boş keseden sallarken Milliyetçi Hareket Partisi, vatandaşlarımızın geçim meselesini kalıcı çözüme kavuşturmak amacıyla ekonomik ve sosyal politikalar üretmektedir; asgari refah seviyesinin endeks üzerinden hesaplanması ve ailelere gelir desteği projesi bunlardan biridir. Beslenme projesi, barınma projesi, giyim-kuşam projesi; bunlar Bilge Kağan’dan bu yana var olan esaslardır. Barınma, beslenme ve giyinme Türk’ün özüdür, Türk’ün politikasıdır.
Vatandaşları pazar pazar dolaşıp soğanın, patatesin fiyatını saymak yerine beslenme projesinin nasıl hayata geçirileceğini anlatın. Konut meselesinde her gün ekranlara çıkıp yoksulu, emekliyi, işsizi istismar etmeye gerek yok, yaşanabilir ve güvenli konut edinmeyi sağlayacak projeler ortadadır. Hepsini toparlayan bütüncül sosyal politikalar seti budur; kurduğunuz ofislerin aklı bu projelere yetmez, ister Cumhurbaşkanlığı ofisi kurun ister Bakanlar Kurulu ya da gölge kabine oluşturun, bize yetişemezsiniz.
ATLAS ÇAĞLAYAN CİNAYETİ
Değerli milletvekilleri, İstanbul gündeminde yaşı henüz 17 olan Atlas Çağlayan isimli evladımız, “yan baktım” bahanesiyle 15 yaşındaki bir katil tarafından sokak ortasında katledilmiştir; müteessir bir hissiyatla diyorum ki Ahmet Minguzzi cinayeti adeta tekerrür etmiştir. Merhum Atlas evladımıza Allah’tan rahmet, acılı ailesine sabır ve başsağlığı niyaz ediyorum. Suça karışmış veya suç işlemiş çocuklarla ilgili ne gerekiyorsa mutlaka yapmalıyız.
Farkında mısınız; kaygı ve korkuları tırmandıran olaylar her gün birbirine eklemlenerek gözümüzün ta içine kadar sokuluyor. Farkında mısınız; Türkiye’nin toplumsal dokusu tahrip ve tahriş ediliyor. Yine farkında mısınız; ahlak mevzimiz, bizi biz yapan değerler manzumesi biteviye yaylım ateşine maruz kalıyor. Cinnet, cinayet, sanal bahis, kumar, uyuşturucu, bireysel ve toplumsal şiddet eş zamanlı olarak mesafe alıyor, huzurumuz yutuluyor, sükûnetimiz yıpratılıyor, medeniyet mirasımız dört bir koldan hücuma uğruyor.
"ÖNÜNE GELEN BİHTER VE BEHLÜL KARAKTERİNE DÖNMÜŞ"
Bakıyorsunuz sanatçı ve medya mensupları uyuşturucu batağında, ünlüsü ünsüzü bu bataklıkta çırpınıyor; makyajlanmış hayatların ne kadar çürüdüğü gözler önüne seriliyor. Bakıyorsunuz bir özel jette her rezalet, her türlü iğrençlik sahne alıyor; ülkemizde önüne gelen Bihter, önüne gelen Behlül karakterine bürünüyor. Sorarım sizlere: Bize ne oldu, hangi ara bu kadar irtifa kaybettik, bu hâllere nasıl düştük; dahası yaşananlar ve yaşatılanlar Müslüman Türk milletine reva mıdır? Merhum hocamız Prof. Dr. Nurettin Topçu’nun dediği gibi milliyetçiliğin davası ahlak davasıdır; bu davanın samimi ve faziletli sahiplerinin, çalışmalarının başında, işinde ve gayesinde her türlü siyaset ve menfaat hesaplarından mutlak suretle sıyrılmaları ve bunlardan uzak durmaları ilk şarttır.
"TÜRKİYE, BEBEK OTELİ’NDEKİ ŞÜPHELİ ODALARLA ANILAMAZ"
Süregelen adlî süreçlerin acilen sonuçlandırılması, ülkemizin ve milletimizin içine düştüğü anafordan derhal kurtulması ve kurtarılması çok güçlü talep ve beklentimizdir. Türkiye, Bebek Oteli’ndeki şüpheli odalarla anılamaz; temizliğin simgesi olan “bebek” kelimesi aşağılık ilişkilerle yan yana getirilemez.
Türkiye, havada uçan bir günah vitrini içine hapsedilemez; Türkiye, medyaya, iş dünyasına, siyasete ve diğer sosyal alanlara sirayet eden uyuşturucu müptelası müptezel tiplerle eşitlenemez. Uyuşturucu tacirlerine, torbacı alçaklara, çocuklarımızı abluka altına alan şerefsizlere haddini bildirmek, bunların başına dünyayı yıkmak bugün değilse ne zaman yapılacaktır? Ailelerimiz, eğitim kuruluşlarımız ve vatanımızın umudunu taşıyan evlatlarımız hayal kırıklığına uğratılamaz.
"GAZZE MESELESİNDE BARIŞIN BAŞKANI ERDOĞAN OLMALIDIR"
Başta Amerika olmak üzere tüm dünyaya sesleniyorum; Filistin ve Gazze meselesinde (Gazze'deki Barış Kurulu) barışın başkanı Recep Tayyip Erdoğan olmalıdır. Barışın başı Türkiye onun başı cumhurbaşkanı olmalıdır.
insert_photo
insert_photo
insert_photo
Yorumlar