Recep Aydın: Devlet de özel sektör gibi çalışmak zorunda

Medeniyet Okulları Kurucu Müdürü Recep Aydın ile eğitim sistemi üzerine konuştuk.

Recep Aydın: Devlet de özel sektör gibi çalışmak zorunda
Son Güncelleme: 24 Eylül 2018 Pazartesi 10:04
19 Eylül 2018 Çarşamba 09:04

Medeniyet Okulları Kurucu Müdürü Recep Aydın, azonceoldu.com'dan Mehmet Ali Çakır'a röportaj verdi.

Başarılı eğitimin anahtarı nedir?

Öz verili bir şekilde çocukları seven, eğitime gönül vermiş hazırlıklarını güzel yapmış öğretmen olarak çocukları motive den çocuklarla sevgi bağını kurmuş olan okullar ve bu ölçütler olduğu zaman başarılı olmama nedeni yok.

Eğitim konusunda önerileriniz nedir?

Eğitim ve öğretim uzun ince bir yol,  çocuklar nihayetinde 5 yaşına kadar annelerin ve babaların gayretleri doğrultusunda yetişiyor. Anaokulu eğitimini birinci sınıf için hazırlık dönemi olarak görüyoruz. Müfredatı güzel bir şekilde çocukların seviyesine indirgeyebiliyorsak, Ortaokulda da güzel bir eğitim alıyorlarsa lise için iyi bir alt yapı oluyor

Çocuklarımız geleceğe nasıl hazırlanmalı?

 Yaklaşık 14 sene oldu, öğretmen merkezli eğitimden talebe merkezli eğitime geçtik. Yabancı sistemde dershaneleri tasfiye edip, talebeyi merkeze alan ve test sorularından kurtarmış olsaydık öğrencilerimizi, fevkalade Türkiye'de bir sıçrama olabilirdi.  Mutlaka öğretmenler olarak sınıflarda dramayı, görsel materyalleri ve projeyi hem okulda ve okul dışında araştırma çalışmalarına başlamamız gerekiyor. Biz okullarımızda bu yönde çalışmaya gayret ediyoruz.

Test usulü soru çözme mantığından sıyrılıp, çocukları daha akademik daha doğal öğrenme modellerine geçirmemiz gerekir. Bunun için mutlaka Milli Eğitim Bakanlığı'na ülkemize büyük işler düşüyor yani uluslararası bir norma eğitimimizi getirmemiz gerekiyor.

 PISA nedir?

 Muhtelif üyesi olan ülkelerin ölçüldüğü ortak bir sınav. Maalesef bu sınavlarda ülkemiz iç açıcı değil. Bunu Milli Eğitim görüyor ve mutlaka uluslararası ölçme değerlendirmeye göre müfredatını güncelleyecektir. Şu an yapılan sistemin temelinde bu var. Bu uluslararası standartları yerleştirerek üretim odaklı bir yapıya geçiş yapacağız.

Sınav sistemi çocukları olumsuz mu etkiliyor?

Bu sınav sistemi inşallah test usulünden kurtulur ve gerçekten öğrenmeyi ölçen nitelikli bir ölçüye geçiş yaparız. Test usulü ölçücü bir sistem değil, ezberci bir modelleme.

"İkili eğitim olmaz"

Öğrenci merkezli bir sisteme geçtik derken en büyük kamburumuz bu testler oldu. Yardımcı yayınlardan okulları soyutlamak lazım. İkili eğitim olmaz. Bir Milli Eğitim Bakanlığı'nın bastığı yayınları var bir de diğer yayın evleri kitapları var. Mutlaka seviye kitapları olması lazım ama bu test usulünden çıkarmamız gerekiyor okulları. Daha müfredatın ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın kitaplarını içselleştirildiği bir sürece dâhil olmamız gerekiyor. Biz Medeniyet Okulları olarak öğretmenlerimiz dramayı, tiyatroyu, görsel meteryalleri ve projeleri içselleştirerek devam ediyoruz. Ülkemize ne tür değerler üretebiliriz. Uluslararası normları yapmaya çalışıyoruz.

 Ölçme değerlendirmemizde Türkiye olarak sıkıntı var. Daha gelişmiş ülkelerde PISA'da ilk beşe girmiş ülkeleri iyi izleyip, ülkemizin ortamına uyarlanması lazım.

 Liselere ya da üniversitelere girişte sınavsız bir sistem mümkün mü?

Ortaokullarda 8. sınıf sınavı iki aşamalıydı. Bir şekilde çocukların güdülenmesi adına iyiydi. Tek aşamaya taşındı.  Ülkemizde nitelikli liselerin oluşumunda ölçme ve değerlendirme olması gerekir. Ben tüm sınıfları ölçülmesine sıcak bakıyorum. Sadece çocukların değil okulların ve öğretmenlerin ölçüldüğü bir siteme geçiş yapılması lazım. Biz okulları ve öğretmenleri ölçmemiz gerekiyor çocuklarla beraber. Tüm sınıfları ölçülmesi lazım bu sadece 8. sınıflar ve ya üniversite sınavına girecekler değil.

 Liselere gelince 2 buçuk milyon kişinin sınava girdiği bir ortamda, herkesi üniversiteye yerleştirme imkânımız yok. Sınav sistemi hep olmak zorunda. Dünyadaki belli başlı üniversiteler çocuklarını kendileri seçiyorlar. Bizim ülkemizde de üniversiteler kendi çocuklarını seçsinler.

 “Hocaların iki dudağının arasına bakan bir nesil istemiyoruz”

Çocukların 4 senesini ölçmeyi ben çok hakkaniyetli bulmuyorum. 12 senenin ölçülmesi gerekir. Sarmal bir eğitim sistemi var bu 12 ile çocukların eğitim sistemi ölçülebilir. Üniversite sınav sisteminde 12. sınıfa gelmiş bir çocuk tekrar 9'a, 10'a çalışıyor. Lise proje odaklı değil sınav odaklı gidiyor Türkiye'de. Bu çocukları perişan ediyor. Çocukları mağdur ediyor adeta psikolojilerini bozuyor. Üniversite de başlı başına bir sorun. Hocaların iki dudağı arasında bakan bir nesil istemiyoruz. Üniversiteye gittiklerinde onlara alan açmak gerekiyor.

Ülkenin gündeminde eğitim olması lazım. Eğitim varsa gelişme vardık ekonomi vardır. 180 milyar dolarlık ihracatımız yükselmiyorsa bunun nedenleri arasından eğitim de var.

 Öğretmenlerin sınava tabi tutulması mümkün mü?

Her sene gelişmeye ihtiyacımız var. Öğretmemelerimize her sene seminer veriyoruz. Tüm okul idareleri öğretmenler her sene daha sistematik bir hazırlık dönemi geçirmemiz lazım. Başarısız çocuk yoktur. Ulaşılamayan çocuk vardır. Öğretmenlerimizin sürekli eğitimle desteklenmesi gerekiyor. Bu mesleği seven insanlar kalmalı.  Devletin sözleşmeli öğretmenlere atanmış öğretmenlerden daha fazla maaş vermesi gerekiyor. Bunu yaparken performansa bakması gerekir. Devletin tüm kadroyu doldurması çare değildir.

"Devlet de özel sektör gibi çalışmak zorunda"

 Hiçbir kurum verim aldığı öğretmeni değiştirmez. Devlet de özel sektör gibi çalışmak zorunda. Özel sektörün hiçbir garantisi yok. Fakat devlette iş garantisi var çocuk garantisi var. Öğretmenlerin performansı mutlaka şeffaf ölçülmeli. Öğretmenliği seven insanlar bu mesleği üstlenmeli. Öğretmenlik bir sevdadır.

 Aileler çocuklarına nasıl davranmalı?

 Anne babalar çocuklarının sorunlarıyla beraber ilgilenmeli. Bir tarafa yük binerse olmaz. Eşit şekilde yük binmeli. Babalar yorgunlar fakat zaman ayırmalılar. Çocuklarla nitelikli vakit geçirmeleri gerekiyor. Çocuklarla vakit geçirmezsek, onlara evde yardımcı olmazsak, onlara destek olmazsak, verimli bir insan yetişmez

Türkiye'de kitap okuma oranları neden az? Kitap okuma alışkanlığı kazandırılması için neler yapılmalı?

 Biz aslında bir yerde bir şeyleri yanlış yapıyoruz. Bazı etkinlikler yapılıyor ama bunların içeriğini dolduramıyoruz. Biz Medeniyet Okulları olarak her hafta veya 2 haftada bir çocuklarımıza evde en az 10 sayfa olmak üzere okumasını istiyoruz. Bunu okullar öğretmenler, aileler ve öğrenciler hep birlikte davranış haline getirmemiz lazım. Okulun dışında da kitap okumayı özendirmemiz gerekiyor. Maalesef ülke olarak bu konuda mesafe alamadık. Bazı ülkelerde görüyoruz. Orada trenlerde, parklarda insanlar okuyor. Bizim ülkemizin daha fazla okuması lazım. Bunun içinde özendirmemiz gerekiyor.

 Yeni okula başlayan çocuklara tavsiyeniz ne olur?

Yeni başlayan çocuklar masum zaten. Onları en güzel bir şekilde öğretmenlerimiz yetiştiriyor. Çocukları ortaokul ve lisede sınav baskısından kurtaramıyoruz. Proje odaklı öğrenme odaklı süreci yerleştirmemiz lazım.

 Öğrencilerin sosyal medyaya mesafesi ne derece olmalı?

 Cep telefonları çocukları çok meşgul ediyor. 4-5 milyonluk telefonlar çocukların ellerinde ülkemiz adeta teknoloji çöplüğüne döndü. Çocuklarımız sürekli cep telefonu ile oynuyorlar. Ülkemizde adeta oyun yazan kimse yok. Muhtelif ülkelerde bakıyorsunuz 10 milyar dolar 20 milyar dolar oyun pastalarından pay alıyorlar. Bizim ülkemiz ise çocuklarımız hep oynuyorlar ama oyun yazan yok. Okullara cep telefonunun mümkünse girmemesi, girse bile akıllı telefon değil tuşlu telefon olması gerekir. Akıllı telefonlar çocukların çok fazla vakitlerini alıyor. Çocuklarını yaşayamıyorlar. Biz okullarda öğretmenlerin çocukları ile oyun oynamasını teşvik ediyoruz.

 Öğrencinin bir günü nasıl olmalı?

Okula mutlu gelmeli öğrenci. Okuldan mutlu ayrılmalı. Bir gün sonra okula özlemle gelmeli. Sabah zorla kalkmaması lazım. Öğrenci dersi derste dinlemeli. Planlı, düzenli çalışmayı yerleştirmeleri gerekiyor.

 

Yorumlar