Baharın Habercisi Nevruz Bayramı

Baharın gelişini müjdeleyen Nevruz her yıl 21 Mart'ta kutlanır. Nevruz, Orta Asya'dan Balkanlardaki uluslara kadar çok geniş bir bölgede farklı inançlar ve kültürel ritüellerle kutlanır. 'Yeni gün/ gün ışığı' anlamına gelen Nevruz'un tarihi 2. yüzyıla kadar uzanır.

Baharın Habercisi Nevruz Bayramı
Son Güncelleme: 7 Şubat 2019 Perşembe 11:21
20 Mart 2018 Salı 09:48

Nevruz Bayramı Orta Asya'dan Balkanlardaki uluslara kadar çok geniş bir bölgede farklı inançlar ve kültürel ritüellerle kutlanır. Bahar bayramı olarak da bilinen Nevruz, her yıl gece ve gündüzün eşit olduğu 21 Mart'ta, baharın gelişini kutlamak için yapılır. Afganlar, Anadolu Türkleri, Arnavutlar, Azeriler, Farslar, Gürcüler, Karakalpaklar, Kazaklar, Kırgızlar, Kürtler, Uygurlar, Özbekler, Tacikler, Türkmenler ve Zazalar tarafından kutlanan geleneksel yeni yıl ya da doğanın uyanışı kutlamasıdır.

Nevruz hakkında çeşitli efsaneler vardır. Buna göre Nevruz;

• Güneşin Koç burcuna girdiği gün,
• Tanrının insanı ve evreni yarattığı gün,
• Hz. Adem’in yaratıldığı çamurun yoğurulduğu gün,
• Hz. Adem ile Havva’nın cennetten kovulduktan sonra, Arafat’ta buluştukları
gün,
• Hz. Nuh’un gemisinden inip karaya ayak bastığı gün,
• Hz. Yusuf’un kuyuya atıldığı gün,
• Hz. Musa’nın Mısır’dan ayrıldığı gün,
• Bir yunus balığı tarafından yutulan Yunus Peygamber’in karaya çıktığı gün
olarak rivayet edilir.
Alevi-Bektaşilere göreyse Nevruz;
• Hz. Ali’nin doğduğu gün,
• Hz. Ali’nin Hz. Fatma’yla evlendiği gün,
• Hz. Ali’nin Hz. Muhammed tarafından halife ilan edildiği gün olarak kutlanır.

NEVRUZ KELİMESİNİN KÖKENİ

Nevruz kelimesinin kökeni Farsça'dan gelir. Nev(yeni) ve ruz (gün) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen Nevruz sözcüğü, 'yeni gün/ gün ışığı' anlamına gelir. Farsça'da hala aynı anlamda kullanılmaktadır.
Nevruz, Türki Cumhuriyetler'de de farklı adlarla anılır. Azerbaycan'da Novruz, Kazakistan'da Nawrız meyramı (Наурыз мейрамы), Kırgızistan'da Nooruz (Нооруз), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Mart dokuzu, Kırım Türklerinde Navrez, Batı Trakya Türkleri'nde Mevris olarak ifade edilir.

NEVRUZ KUTLAMALARININ TARİHÇESİ

Nevruz Bayramı'nın tarihi Buzul Çağı’nın bitmesinden hemen önce ki günlere yani 15.000 yıl öncesine kadar uzanır. Bilinen ilk kutlamaların Pers Kralı Cemşid döneminde yapıldığı söylenmektedir. Buna göre, Indo-İranlıların avcılıktan hayvancılığa ve yerleşik yaşama geçişini temsil eder.
Yazılı olarak ilk kez 2. yüzyılda Pers kaynaklarında adı geçen Nevruz, İran ve Bahai takvimlerine göre yılın ilk gününü temsil eder. Günümüz İran'ında da şenlik olarak kutlanır. Bazı topluluklar bu bayramı 21 Mart'ta kutlarken, diğerleri Kuzey yarım kürede ilkbaharın başlamasını temsilen, 22 veya 23 Mart'ta kutlarlar. Ayrıca Zerdüştler ve Bahailer için de kutsal bir gündür ve tatil olarak kutlanır. Kürtlerde, Nevruz bayramının Kürt ve İran mitolojisindeki Demirci Kawa Efsanesi'ne dayandığına inanılır. Anadolu ve Orta Asya Türk halklarında da Göktürklerin Ergenekon'dan çıkışı ve baharın gelişi olarak kutlanır.

TÜRK KÜLTÜRÜNDE YERİ

Türk kültüründe Nevruz, Türklerin (Göktürklerin) Ergenekon'dan demirden dağı eritip çıkmalarını, baharın gelişini, doğanın uyanışını temsil eder. Doğu Türkistan'dan Balkanlara kadar tüm Türk kavimleri ve toplulukları tarafından, MÖ 8. yüzyıldan günümüze kadar her yıl 21 Mart'ta kutlanır.
Öte yandan, tarihte pek çok devlet tarafından bayram ve gelenek olarak kutlanmıştır. Bunların başında Anadolu beylikleri, Eski Mısır, İran, Safavi, Sasani, Moğollar, Selçuklu ve Osmanlı gelir.

SELÇUKLU VE OSMANLI DEVLETLERİ'NDE MİLLİ BAYRAMDI

Selçuklu ve Osmanlı'da millî bayram olarak kutlanan Nevruz, Nevruziye adlı şiirlere ve şenliklerle ziyafet verilerek kutlanırdı.

Nevruz, Osmanlı döneminde kutlanan sayılı günlerden biridir. Müneccimbaşı Nevruz günü, hazırladığı yeni yıl takvimini padişaha sunar, karşılığında Nevruziye adı verilen bahşişler alırmış. Padişaha, sadrazama ve diğer devlet büyüklerine sunulan ve Nevruz Pişkeşi adı verilen bu takvim uğurlu günleri ve eşref saatlerini gösterirmiş. Hekimbaşılar da her yıl Nevruzda anber, afyon hulasası ve sair kokulu bitkilerden yaptıkları kırmızı renkli macunu, porselen kaplar içerisinde Nevruz gecesi padişaha, şehzadeye, sultanlara sunarlar ve karşılığında hediyeler alırlarmış. Nevruziye sunan hekimbaşılara, padişah huzurunda kürk giydirilmesi de saray adetlerinden biriymiş.

Türk Cumhuriyetleri'nde resmî bayram olarak kutlanan Nevruz, Türkiye'deyse 1995 yılında 'bayram' olarak kabul edilmiştir.

DEMİRCİ KAWA EFSANESİ

Demirci Kawa efsanesinin farklı versiyonları vardır. Bunlardan ilki Zerdüşt inancındaki anlatımıdır. Buna göre Demirci Kawa efsanesi şu şekildedir: 

Bundan çok eski zamanlar öncesinde, daha yeryüzünde kimsenin olmadığı dönemlerde Zervan isimli tanrının iki oğlu olmuştur. Birinin adı Hürmüzdür, bereket ve ışık saçan anlamına gelmektedir. Diğerinin ise Ehrimandır, kötülük ve kıtlık saçan anlamındadır. Ahura Mazda’nın kutsadığı topraklarda Hürmüz hep iyinin ve uygarlığın temsilcisi, Ehriman da onun karşıtı olmuştur.

Hürmüz, dünyada kendisini temsil etmesi için Zerdüşt’ü gönderir ve yüreğini sevgi ile doldurur. Zerdüşt ise buna karşılık oğullarını ve kızlarını Hürmüz’e hediye eder. Ehriman bu durumu kıskanır ve yüzyıllar boyunca sürecek olan iyilerle savaşına başlar. Tüm iyilere, Zerdüşt’ün soyuna ve iyiliklere Medya (Kuzeybatı İran) coğrafyasındaki yaşamı çekilmez bir duruma getirir. Ehriman bazen gökten ateşler yağdırır, bazen fırtınalar koparır ve iyiliğe ve iyilere hep zulüm eder. En sonunda da içindeki nefreti ve kötülük zehrini zalim Kral Dehak’ın beynine akıtır ve onu bir bela olarak İran halkının üzerine salar. 

Dehak’ın bildiği tek şey kötülük etmektir. Zalim Dehak halkının kanını emerken beynindeki zehir bir ura dönüşür ve onu ölümcül bir hastalığın pençesine düşürür. Dehak acılar içinde kıvranarak yataklara düşer ve hastalığına bir türlü çare bulunamaz. Dönemin doktorları acılarının dinmesi, yarasının kapanması ve hastalığının iyileşmesi için yaraya genç ve çocukların beyinlerinin sürülmesini önerirler. Böylece İran coğrafyasında aylarca hatta yıllarca süren bir katliam başlar; her gün zorla anne babalarından alınan iki gencin kafası kesilip beyinleri merhem olarak Dehak’ın yarasına sürülür. Halk çaresiz ve güçsüz düşmüştür. Gençler katledilirken sıra, daha önce bu şekilde 17 oğlunu kaybetmiş olan Kawa adındaki demircinin en küçük oğluna gelir.

Her gün gençler Dehak'ın askerleri tarafından başları kesilmek üzere götürülürken Kawa'nın aklına başkaldırı fikri gelir ve bu konuyu etrafında güvendiği birkaç kişiye açıklar. Demirci dükkanında demirden savaş malzemeleri olarak Gürz-ü Kember, Kér gibi araçlar yapar ve bir taraftan da başkaldırı için etrafındakileri eğitir. 

Mart ayının 20'sini 21'ine bağlayan gece zalim Dehak'a karşı direniş başlar. O gece kralın sarayı direnişçiler tarafından ele geçirilir. Aynı zamanda bu direniş Dehak'ın egemenliğindeki bütün topraklarda devam eder. Direnişçiler kendi aralarında dağlarda ateş yakarak haberleşirler. Direniş bittiğinde Kawa'nın halk hareketi Dehak'ı ve yönetimini devirir. Sevinçle dağlara koşan halk bu ateşlerin etrafında oynamaya başlar.
Bir diğer söylentiye göre de Kawa, 20 Mart'ı 21 Mart'a bağlayan gece sabaha kadar demir ocağının başında sabahlar ve oğlunu zalim Dehak’ın katlinden kurtarmak için çareler düşünürken imdadına göğün yedinci katındaki iyiliğin temsilcisi Hürmüz yetişir. Ninova'lı Kawa'nın yüreğini sevgi ve umutla doldurur ve bileğine güç, aklına ışık verir. Ona Zalim Dehak'tan kurtuluşun yolunu öğretir. 21 Mart sabahı, gün doğduğunda, Kawa oğlunu kendi eliyle Dehak’a teslim etmek ister ve zulmün ve kötülüğün kalesi olan Dehak'ın sarayına girer. Oğlunu Dehak’ın huzuruna çıkarırken yanında getirdiği çekicini Dehak’ın kafasına vurur. Dehak’ın ölü bedeni Demirci Kawa’nın önüne düştüğü anda kötülüğün alevi söner. Kısa sürede bütün Ninowa ve bölge halkı isyan eder ve ateşler yakarak saraya yürürler. 

Zulme karşı isyanı başlatan Kawa, demir ocağında çalışırken giydiği yeşil, sarı, kırmızı önlüğünü isyanın bayrağı [kaynak belirtilmeli], ocağındaki ateşi ise özgürlük meşalesi yapar. Ninowa cayır cayır yanarken meşaleler elden ele dolaşır, dağ başlarında ateşler yakılır ve kurtuluş coşkusu günlerce devam eder. Dehak’tan kurtulan halklar 21 Mart’ı özgürlüğün, kurtuluşun ve halkların bayramı olarak kutlar. Demirci Kawa; başkaldırı kahramanı, Nevruz ise; direniş ve başkaldırı günü olarak tarihe geçer.

KÜRTLER İÇİN DEMİRCİ KAWA EFSANESİNİN ÖNEMİ

Kürtler için Demirci Kawa Efsanesi Nevruz'un başlangıcıdır. Efsaneye göre, günümüzden 2500 yıl öncesinde Zuhak (Bazı kaynaklara göre Dehak) adında Asurlu zalim bir kralın altında yaşayan Kawa adında bir demirci vardı. Bu kral tam bir canavardı ve efsaneye göre her iki omuzunda da birer yılan bulunuyordu. Her yıl bu iki yılanı beslemek için Kürtler'den iki genci sarayına kurban olarak getirtip aşçılarına bu iki çocuğu öldürtüp beyinlerini yılanlarına yemek olarak verdiriyordu. Aynı zamanda bu canavar kral ilkbaharın gelmesini de engelliyordu. 

Kralın zulmünden bıkan ve bir şeyler yapmak isteyen Armayel ve Garmayel adlı iki kişi kralın sarayının mutfağına aşçı olarak girmeyi başarırlar ve kralın yılanlarını beslemek için beyinleri alınacak çocuklardan sadece birini öldürüp beynini alırlar. Diğeriniyse gizlice saraydan kaçırıp onun beyninin yerine koyun beyni verirler. Böylece ellerindeki bir insan beyni ile kestikleri bir koyunun beynini karıştırarak yılanlara vererek her yıl bir çocuğun kurtulmasını sağlamış olurlar. İşte bu kaçan kişilerin Kürtlerin ataları olduğuna inanılır ve bu kaçan çocuklar Kawa adlı demirci tarafından gizlice eğitilerek bir ordu haline getirilirler. Böylece Kawa'nın liderliğindeki bu ordu bir 20 Mart günü zalim kralın sarayına yürüyüşe geçer ve Kawa kralı çekiç darbeleri ile öldürmeyi başarır. Kawa etraftaki tüm tepelerde ateşler yakar ve yanındakilerle birlikte bu zaferi kutlarlar. Böylece Kürt halkı zalim kraldan kurtulmuş olur ve ertesi gün ilkbahar gelir. 

Yorumlar